Saturday, 5 December 2009

04.12.09 San Miguel De Bala

Isla del Solu ve Copacabanayi geride birakip La Pazá geldik. La Paz beklendigi gibi cirkin 70 lerden kalma binalar, bir ton araba ve kosusuturan insanlarla dolu kacca bi sehir. Ispanyollar Antlarin sogugundan korunmak
icin bu cukur yeri secmisler ama tabi ne bisinler 7 milyon adam burada yasiyacak dimi..
La Paz hicde beklemedigimiz bir sekilde pahali, fena sayilmayacak odamiza 30$ oduyoruzki simdiye kadar kaldigimiz yerlerde pekbirde farki olmayan burasi insani sasirtiyor. Herneyse odaya yerlestikten sonra Marcusun Pasaportunu kayip ettigini anlamasi ve salya sumuk (dalga gecmemek lazim aslinda ...) etrafta ziplamasi benim onu yatistirmaya calismamla son buldu ve oturup plan yapmaya basladik. Plan Marcus pasaportunu ayarlayana kadar La Pazda kalacak ben gezicem( valla simdi orada kalsam onunla ne faydasi olacakki yani degilmi!!). Anlastik ben nereye gitsem diye, Marcusta Alman konsoloslugu nerde diye aranmaya basladik ve o islerini ayarlarken bende en iyisi Amazonlara kacayim
diye plan yaptim. Internette yapilan biraz arastirma sonrasinda 3 tane yerlilerin islettigi eco lodgelardan birini San Miguel De Balayi sectikten sonra bir acentaya gidip Rurene ucak biletimi aldim.

Ertesi sabah 10:50 deki ucagimi konfirme ettirmek icin erkenden 8 gibi havaalanini ardim ve agzim acik bir sekilde hicte ic acici bir sesi olmayan bayan tarafinden ucagin 8:40 ta kalkacagini ama benim zaten zahmet etmemi cunku yetisemeyecegimi soyledi. Bravo tabi adamlar bizi bile gecmisti yani. Nasil bilette 10:50 yazan ucak 2 saat once kalkiyordu??!! Sevgili bayan bana bunu izah edemedi bende mecburen eyvallah deyip acaba yarina hangibir saatte ucmayi uygun gorduklerini ve acaba bana bir yer olup olmadigini sordum (tabi belkide ben oyle sandim cunku ispanyolcam daha o kadarda degil..) sevgili bayanda tabi dedi ve bana bir rezervasyon numarasi yazdirip aksam yine ara bi bak bakalim harbidende ucuyomuyuz yarin sor dedi. Tabiki dedim.

Gun zip diye gecti ve ucak gercekten kalkti ve ben Ruren e geldim. Ucaktan indigimde beni sicak ve buhar karsiladi. Her yagmurda ucaklarin iptal edilmesini Havaalaninin cimlik oldugunu gormemle anlamis oldum, bizim toprak tenis kortlari gibi yani...

Once San Miguel De Bala nin ofisine gidip 3 gece 4 gunluk Amazon turumu ayarladim sonrada sirin bir motel bulup odama yerlestim.
Ayin 2 sinde sabahtan uc kisi olan gurubumuz ince uzun bir kayikla 2 saatlik bir yolucuk sonunda buraya ulasti. San Miguel aslinda ufacik bir koyun adi.



34 aileden olusan bu koy ormanlarinida korumak amaciyla boyle bir projeye girismisler ve kucuk kabanyalar yapmislar. Cok guzel bir yere orman icine kurduklari bu Eco Lodge koylulerin, okul, spor sahasi felan yapmak icin biraz para kazanmasina, hemde ormana girip cikan turist sayisini kontrol edebilmelerine yardimci oluyormus.



Rehberimiz Valentino bizleri kabanyalarimiza yerlestirdikten ve etrafi biraz gosterdikten sonra koye goturdu.

Ilk gozumuze carpan sey ufacik cocuklarin boylarindan buyuk machetelerle (kocccaaaman bicak..) etrafta kosturmalari oldu. Amma vahsiler felan derken Valentino bize bugun okulun son gunu oldugunu ve her cocugun ormanda bir agac diktigini bu yuzdende macheteleri sadece bugunluk babalarindan odunc aldiklarini soyledide rahatladik. Ogle yemegi sonrasinda babasi saman oldugunu ogrendigimiz Valentino bizi ilgimizi cektigini soyledigimizden ilaclari hangi bitkilerden yapildigini gostermek icin bizi ormana goturdu. 2 saat sonra kafamiz bir ton ilac recetesiyle dolmustu bile, insan Amazonlari kocaman bir ilac fabrikasi gibi goruyor Valentinoyu dinleyince. Ama asil ilginc olani bunlari nasil kesif ettikleri. Tabi kimse bilmiyor kimin nasil kesif ettigini ama mesela ezilerek krem haline getirilen ve ekzamaya cok iyi geledigini Valentinonun garanti ettigi bir meyvanin cekirdegi once iki kere ayri sularda 4 saat kaynatiliyor sonrada yarim saat akan suda yikandiktan sonra ancak kullanila bilmesi insani sasirtmiyor degil.


Ertesi gun Madidi nasyonal parkina iki gunlugune kamp yapmaya erkenden yola ciktik. Cadirlarimizi kurduktan sonra Valentino omde yuruyuse ciktik. Bir maymunu sirtina, Tucannin ve yabani domuzlarin seslerine ve bir Tapir in burnuna sahit olduk. Binlerce cesit kusun sesleri ciyak ciyakti. Pek keyifli ama yorucu olan yuruyusler iki gun devan etti.



San Miguele geri donerken bir kanyon icinde 99 yilinda National Geographicsin Madidi parki diye baslik tatigi ve resimlerini bastigi cirkin seslili ama etkileyici renkleri olan papaganlari seyrettik, ne manzara ama, assagida kayigimiz ve bala nehrinin ikiye ayrildigi ova gozukuyor ve bu cilgin kuslar.

Bunlari yasarken bizi en cok sevindiren ve bi o kadarda sasirtan sey etrafta hicte o kadar sivrisinek olmamasiydi. Oglene dogru San Miguele geri geldik ve ben hemen dusa gittim, herhalde soguk olduguna sevindigim tek dus hayatimda buydu. Oglen bambu icinde pisirilmis baliklarimizi yerken Valentino ogleden sonranin planini bize anlatiyordu. Koye 2 saat uzaktaki bir kanyona gittik, burasi Kolibri yuvalariyla doluydu (dunyanin en kucuk kusu..), nekadar bunlarin resimlerini ceksekte bir kolibriyi bile goruntuleyemedim, feci hizlilar ... Kanyonu geride biraktik ve yolda Valentino bize birkac degisik orumcek gosterip anlatirken birara benim kolum kasinmaya basladi ve baktigimda dehset icinde kolumun kimildasan simsiyah noktalarla kapli oldugunu gordum. Kolumda yaklasik 30-40 tane orumcek kosturuyordu, zip zip hoplayarak ve kolumu ilginc bir elastiklikle sallayarak bu hayvanciklardan kurtulmaya calismam gurubun diger uyelerini eylence kaynagi oldu. Sonunda hepsinden kutuldum ve rahar bir nefes aldim, Valentinoda gayet sakin bir bicimde bu orumcekleri bana anlatmaya koyuldu.

Son gunumuzde sabah kahvalti sonrasi yine koye yakin olan bir selaleye yuruduk ve burada yuzduk. Nekadar son gunumuz olduguna uzulsekte ben geri donmek zorundaydim, gariban Marcusun beni La Paz da o duman altinda bekliyordu. Valentinoyla ve iki Polonyali arkasimla vedalastiktan sonra Rurene geri ertesi gunku ucagimi ayarlayamaya gittim.
26.11.09 Isla Del Sol



Yine cok olmustu defter tutmayali... Aslinda hatirlamak cok zor olmuyor, insan dun ne yedigini unutuyor ama buranin dogasini asla...
Herneyse kisaca Urubambadan Salkantaya oradanda Machu Picchuya, sonra Titicaca golune ve iste simdi Bolivyadayiz.
Peru tarafinda Titicacaya ulasmak yaklasik 8 saat bir kahvalti bir ogle yemegi, 5 dolar ve iki tuvalet arasi ile gerceklesti. Titicaca golunun kiyisina kurulmus gayet cirkin sehir ise Puno. Planimiz buradan titicaca golunun Peru kismindaki (bu golun %60 i Peruya %40i Bolivyaya ait...yok tam tersi...) bir iki adayi ziyaret etmek.Maalesef bircok ada turist kabul etmiyormus ve turislerin hic gitmedigi virgin adalar ise ulsaimin acayip pahali olmasindak simdilik bizim icin imkansiz, belki buyuyup koca adamlar olunca gideriz. Herneyse kendi disimize gore uc ada sectik ve bunlardan bir tanesi Uros. Uros adalari aslinda ada olmayip (yani bildigimiz buyuk ada, heybeli felan gibi) yapay olan ustunde 4 veya 5 ailenin yasadigi bilmemkac milyon bambu cubugunun ustuste yigilmasindan olusmus herhalde 300 metre kare felan olan adaciklar.

Tabi bu adalarda tek gecim kaynagi yaptiklari tekstilleri ziyaret eden turislerden. Yani biz gitmesek olmaz adamlar ac kalir. Bu yuzden yani...
Oradan Amantani adasina gectik. Gecegi nerde gecircez diye dusunup bakinirken kucuk teknenin kaptani elinde ekmeklerle yanimiza gelip istersek onun evinde kalabilecegimizi soyledi. Fiyatta anlastiktan sonra(aksam yemegi ve sabah kalvaltisi dahil kisi basi 10$, simdi vaay ne ucuz felan diyecek bilmis arkadaslar ama aslinda degil...bu adalar fahis yerler valla) kaptanin evine yollandik.

Gayet basit bir odada, uc dosek atilmis. Biz begendik ve hemen yerlesip buradaki Inka kalintilarina, adanin tepesine dogru yurumeye basladik.



Titicaca golunun 3700 metre yukseklikte olmasi (ve bu adanin tepesinin haliyle 4000 metre civarlarinda olmasi) insani daga tirmanir gibi yoruyor ve oyle kinali adada cicek toplamak gibi olmuyor bu yuruyus arkadaslar. Ama ada insana (bana) Ege adlarini hatirlatmiyor degil (hayir buyuk ada gibi kestane agaclari yok ve at boku kokmuyor zaten Marmara degil Ege dedik).



Buradaki gun batimi Titicacanin Bolivya kismindaki Isla del sol adasindaki gun batimina bes basarmis (tahminen Perulularla bolivyalilar arasindaki bir cekismeden geliyor olacak bu...) ama gercekten bekleyip donmamiza degdi.


Sabah erkenden kahvalti sonrasi ucuncu hedefimize Taquile adasina yollandik Kaptanla. Burasininda karadeniz bolgesine benzetmem herhalde arkadaslarin kirmizi ponponlu corabi kafalarina gecirip pomponlu rengarek bohcalar tasimalarindan olacak. Gercekten etkileyici bu kiyafetler, daha dogrusu bu sapkalar aslinda otorite belirlerlermis birde ponponun nereye donuk olmasi ise ruhani durumu gosterirmis insanin(sag tarafaysa mutlu, arkaya eh iste soyle boyle be abi, sol taraf asabim bozuk mutsuzumu). Esraya bu sapkadan almak istedim ama adamlar bu isi ciddiye aliyorlarmis ve ole turislere felan satmiyorlarmis bunlari. Bende ona renkli corap aldim, hem kafasina hemde ayagina giyebilir (pratigim tabii).



Oradanda ayrilip Punoya geri donduk ve bir extra gun gecirip yilbasi hediyelerini organize edelim istedik. Bu sayede yakin aile cevresi ponponlu sapkalar ve cirtlak renkli coraplarla donanmis olacaklar 2010 yilina.
25 Kasimda Punodan ayrilip Bolivya sinirini gectik ve ismini Brezilyanin en unlu plajindan asirmis olan Copacabanaya geldik. Bir iki otele bakip merkezdeki en uyduruk olanina karar verdikten sonra (aslinda biz bu en iyisi demistik ama hersey bozuk cikti odada..) ertesi gun birde butarafin adalarina bakalim diyeIsla del Sol a nasil gidilir ve kalinir onu sorusturmaya ciktik. Sabah saat 8 30 da ekmek almaya calistigim suratsiz bir kadindan bir tomar laf isittikten ve oteldeki adamlardan kahvalti fisim olmayip orada kahve ictigimden dolayi bir tomar izah isittikten sonra tekneyle Isla del sola gazladik. Teknemiz adanin en kuzey kismina bizi biraktiki biz taaaa guneye yuruyelim. Plan 4 saatlik bu yuruyusu aheste bir sekilde yapip yol uzerindeki bir yerde kalmak ve yarin guneyden tekne bulup Copacabanaya geri donmek.



Becerdikte adadaki asil yerlesim yeri olan Yumaniye gelmeden cok guzel bir hostelde Palla Khasada 60 bolivyana (9$) oda bulduk.

Batiya bakan bu yerden gun batimi nerdeyse Peru kismindakiyle boy olcusecek kadar guzeldi. Yani bes basar lafi palavra.... Yine cennetteyiz beee.