Friday, 12 February 2010

23.12.09 Isla de Pescua


23.12.09 Rapanui


Kendimi yorgun ama enerjik,mutsuz ama neseli, sinirli ama huzurlu hissediyorum. Bu ada bermuda ucgeni felan gibi bir etkisi var ustumde buyulu, garip etti beni.

Anakena’da, adanin yegane iki plajindan en guzelini sectik ve simdi kamp alani olarak kabul edip cadirlarimizi kurdugumuz yerdeyiz. Marcus iki gunlugune kiraladigimiz arabayi geri göturdu ve burada beni adanin sahipleri gibi davranip her köse bucak atlayip ziplayip kisneyen atlarla yalniz basima birakti. Görevim atlarin ikide bir yalamaya geldigi yesil cadirlarimizi (ot felanmi saniyorlar acep!!!???) atlara karsi savunmak. Arada garip sesler cikararak el ayak cirpip atlari kiskisliyorum. Eda olsaydi simdi gidip onlari sevip felan uzaklastirirdi sakince (iste insanin alerjisi olunca degisik davraniyo tabi..).



Atlara caktirmadan gunlugumu yazmaya basladim ama cins seyler anladi galiba gidip marcusun cadirini ikide bir yaliyorlar, yemedikleri surece sorun yok deyip ben isime bakiyorum.

Yazmayali bayagi bir oldu, galiba taaaa Marcusun yine hastalanip ucakla Sanpedro dan ucmasi ve benim vatandas usulu otobusle 15 saat La Seranaya Silinin unlu Pisco Sour unun (bir cesit saglam icki oluyo kendisi) tadini bakmaya gitmemde kaldim son. Pisconun disinda Elque yaylasinin buraya cok yakin olmasida sebeplerden biri buraya ugramamin. Yaklasik 300 gun felan gibi acik gokyuzu olmasi buranin astroloji (yoksa astronimimi oluyo!!?) Mekkesi olmasi. Dunyanin en buyuk teleskoplari buradaymis.




Bende kucukluk hevesimi bu yasima kadar icimde tutup artik kurtlarimi dokiim diye buraya ugrayip yildizlara gezegenlere biyakindan bakayim dedim. Buradaki bagzi observatoriumlar halka (veya turizme) acik. Turlar aksam saat 10 da baslayip 2 saat suruyor.

La Serenada bir gece kalip kiralik araba ayarlayip ertesi gunu kamp esyalari ve iki sise sarap, sucuk pastirma (nerdeee…) toparlayip gazladim yaylaya. Manzara kisaca söyle, yol paralel sira daglarin arasinda kalan yaylanin ortasindan bir dere kenarindan, deniz kenarindaki La Seranadan taaaa Arjantin sinirina kadar uzanip, gözler onune yemyesil, cicek böcek, kuslarin felan tepistigi vadiyi sunuyor.




Pisconun yapildigi koocaman uzumler en iyi burada yetisiyormus , cok gunes isigi = cok seker, cok seker = yuksek alkol (insan bunlari bide okulda ogrense..). Ilk durak ucuz ama (ve) en cok satan CAPEL pisco fabrikasi. Burada bir saatlik bir tur sonunda Pisconun nasil yapildiginin butun sirlarini agzindan catir catir aldigim bizi dolastiran kiz sonunda bana uc bardak Pisco icirerek herseyi unutturdu.



Ustune bir bardak su icip arabaya atlayip saglam kafa saglam vucutta bulunur deyip (ne alakaysa) ikinci daha pahali ve (ama) unlu MISTRAL pisco fabrikasina gittim. Bu sefer kanmayip tur sonunda sadece bir bardak ictim Piscodan. Santiago de Chile deki arkadaslarimizada bir sise soyle iyisinden Pisco kapip aksam hangi observatoriuma gideyim diye karar vermek icin Vicuna ya buranin hafiften buyukce köyune gittim.



Dondurmaciyla (tam olarak ne tadinda oldugunu anlamadigim ama zaten pekte takmadigim yesilimsi bir dondurmayi yiyerekten) karar verdik ki en iyisi yakindaki ismi ‘m’ le baslayanina gitmek. Hem orada kampta yapabilirmisim. Super hemen dondurmacidan cikip turumu ayarlamaya gittim ve ismi ‘m’le baslayan observatoriumun ofisinde cok seker bir kadin ve hos kiziyla gecen yarim saatlik Turkiye nassil bi yer!? konulu sohbeti bitirdikten sonar Silinin en unlu sairi Gabriella Mistrallin dogdugu evi (simdi muze olmus) ziyarete gittim.




Aksam yemegi, kamp yeri felan darken zaman firt diye gecti ve ben saat aksam 10 da Ramon’un rehberliginde Jupiter, Mars felan derken Orionu dikizlemeye basladik. Orionun sag omzunun (yani o yildizin) kirmizi oldugunu(dolayisiyla yasli ve sogumaya basladigini) ve beklenen bir super nova oldugunu Ramondan ögrendik. Söyleki Yildizlar soguyup pat diye patliyorlarmis (yani super nova) iste boylecede gezegenler olusuyormus, daha birsuru birsey söyledi Ramon ama Pisconun etkisi bende daha surdugunden teleskopa yapisip kaldigimdan pek dikkat edemedim dediklerine. Bir ara galaksilere bakmaya basladik ve Sut yolu felan derken ben icimden ‘bak simdi astronot olacaktim neguzel disci olduk ola ola’ deyip hayiflanmaya basladim (kesin Pisconun etkisi var bu iste..)

Saat 12 gibi turumuz bitti ve cadirimi kurdugum observatoriumun hemen yanindaki tepeye gidip yildizlar altinda birsuru kayan yildiz görup sonrada horul horul uyudum (Pisconun son etkisi..).

Ertesi gun guzelce sabah kahvaltimi etrafimi cevreleyen nereden geldigini pek anlamadigim kedilerle paylasip arabayi La Seranaya birakmaya yola ciktim. Ayni gun saat ogleden sonar 5 gibi otobusle Santiago de Chile ye dogru yola cikmistim bile.

Aksam saat 11 gibi arkadaslarim Ximena, Rolando ve kucuk Felipeyle, Marcusun da oldugu evlerine geldim.

Santiago beni ilk gunundan cok etkiledi. Simdiye kadar ziyaret ettigimiz butun Latin amerikan bas sehirlerinden cok daha guzel olan Santiago, kultur, tarih, parklar, hos insanlar, guzel kahveler ve restoranlarla dolu. Hani ‘acaba burada bir iki sene kalsammi??’ diye icimden gecirmedim degil yani. Santiagoda 3 gunumuz etrafi kalacan edip, muzeleri dolasmak arada kahvelere girip insanlari seyretmek, kitapcilara girip elimizdeki dondurmalari etrafa damlatmakla gecti.







Ayin 20 sinde Rapanui (easter adasi) ye uctuk. Indigimizde saat aksam 7 idi ve hertaraf gunluk guneslikti. Gunes saat 12 gibi batti bizim saskin bakislarimiz esliginde. Ilk gecemiz yerlesimin en cok oldugu Hanga Roada bir kamp yerinde gecti, ertesi gunu araba kiralayip bu 26km uzunlugunda ve 14km enindeki adayi kesfe cikmaya karar verdik. Arabayi saat 4 te almaya gelcez diye anlasip esyalarimizi toplamaya ve kamp icin yiyecek almaya gittik. 4te ben arabayi kiraladigimiz yere geldigimde adam bana ‘nasil yani ‘ surati yaparken bende ona ‘nerde kardesim bizim araba’ surati yaptim. O da bana saatini gosterip bi 2 saat sonar gel surati yapti kontra olaraktan, bende ‘abicim bak bidaha getirme beni buralara ver su arabayi gidelim’surati yaptim ve cok konusmadan altimda uyduruktan bir Ciple Marcusu kamp yerinden almaya yollandim. Ilk olarak adanin guneyindan ciktik kesfe, daha 6 gunumuz vardi ve bi matamatik hesabiyla tahminen gunde bi 8km yol gitsek adayi dolasmis olacagimizi hesapladik (ama sonucta ikimizde geometri ve matamatikten ikmale kaldigimizdan hesaplari bir kenara birakip etrafa bakinaraktan gazladik).



Denizi takip eden yol boyunca buranin yerlileri olan Maorilerin kuzenlerinin yaptigi irili ufakli genelde adanin icine bakan (sadece 8 tanesi denize bakiyomus) heykeller insani bayagi bir etkiliyo. Zamaninda tabi sinema, televizyon, buyuk kulup felan yokken adamlar napalim napalim diye dusunurken careyi yuzlerce heykel yapmakta bulmuslar (bunda sasilacak ne var yani degilmi!). Bu adanin hikayesi her anlatana gore degisiyor. Benim en aklima yatan söyle. Adada iki buyuk aile varmis, uzun kulaklilar ve kisa kulaklilar (adadaki heykellerinde bir kismi uzun bir kismi kisa kulakli). Bunlar heryil eglence olsun torba dolsun diye ulasilmasi cok zor yerlere yuva yapip yumurlayan bir kusun yumurtasini bulmak gibi super bir etkinlik yaparlarmis. Yumurtayi bulan kendi ailesinin reisine bu yumurtayi kirmadan getirince o aile o sene adaya hukum edermis (herhalde yumurtayi bulanda adanin en guzel kiziyla evlenirmis felan-bunu ben ekledim ama kesin dogrudur yoksa adam ne kossun bi yumurta icin degilmi yani??).




15 inci yuzyili gibide Ispanyollar daha bu adaya ulasamadan, bulunan yumurta en iyi menemenmi olur yoksa sahanda mi olur diye cikan bir tartisma sonunda son adama kadar savasip yok olmuslar. Artik adada yumurta felan yenmiyormus….! Yok deve…



Herneyse ilk gecemizi adanin kuzeyindeki Anakena’da begendigimiz okyanusa bakan bir tepede kamp yaparak gecirdik. Ertesi gunde kampi toparlayik adanin gormedigimiz son birkac kilometresinide gezdikten, fotograf cekerken kutsal topraklara bastigimiz icin azar isitikten, Marcus bir at tarafindan nerdeyse tepildikten yani gayet hareketli ve heyacanli bir zaman gecirdikten sonra yine Anakenada ama daha oncede söyledigim daha bir kamp yerine benzeyen yere yerlestik cadirlarimizla. Bu buyuleyici yerde 4 gece kaldik, bol bol yuzduk, kitap okuduk, karnimizi kasidik ve uyukladik. Artik arabamizda olmadigindan plan butun yiyecekleri yiyip son iki gunumuzu buradan Hanga Roa ya yuruyerek gecirmek.




0 comments:

Post a Comment